: Cinsel Sorunlar - Cinsel Sağlık Rehberi, cinsel sağlık, cinsellik, kadın, kadın doğum, kadin, gebe, gebelik, kadin sağlığı, kürtaj, hamile, doktor, klinik, - Blogcu




Cinsel Sağlık Rehberi, cinsel sağlık, cinsellik, kadın, kadın doğum, kadin, gebe, gebelik, kadin sağlığı, kürtaj, hamile, doktor, klinik

Kadında Cinsel İşlev Bozuklukları - Cinsel Sorunlar Kadında Cins

 Kadında Cinsel İşlev Bozuklukları - Cinsel Sorunlar Kadında Cinsel İşlev Bozuklukları - Cinsel Sorunlar

Toplumda cinsellikle ilgili sorunlar ve cinsel işlev bozuklukları her ne kadar sık görülse de bunların önemli bir kısmı doktora yansıtılmamakta ve bu yüzden de çözümsüz kalmaktadır. Ülkemizde cinsel işlev bozukluklarıyla ilgili yapılan çalışmalar az sayıda olduğundan yurtdışından iki örnekle bu gerçeği vurgulamak istiyorum:

Amerikan kadınları arasın

da yapılan anket tarzı bir çalışma, birden fazla cevaplı bu ankete cevap veren kadınların %60''ının cinsellikle ilgili problemleri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Problemi olan kadınlardan %30''u hiçbir şekilde cinsel istek duymadıklarını ya da isteklerinin az olduğunu, %20''si seksi çok zevk verici bulmadıklarını, %15''i ilişki esnasında acı duyduklarını, %50''si cinsel ilişkiden önce uyarılmakta zorluk çektiklerini, %50''si çok zor orgazm olduklarını, %25''i ise hiçbir şekilde orgazm olamadıklarını belirtmişlerdir.

Yine benzer bir çalışmada evliliği yolunda giden kadınların %35''i cinsel ilişkiye karşı ilgilerinin zaman içinde azaldığını, %10''u hiç orgazm olamadıklarını, %47''si ilişki esnasında yeterince gevşeyemediklerini, %38''i ilişki öncesi ön sevişme dönemlerinin kısa sürdüğünü, %25''i ise cinsel ilişki sonrası eşlerinden yeterince yumuşaklık ve sevecenlik göremediklerini belirtmişlerdir. Bu çalışmalar her ne kadar toplumumuza bire bir uyarlanamasa da konu hakkında oldukça fikir vericidir.

Cinsel yaşam bu kadar problemli hale gelebilmesine rağmen birçok kadın ve birçok erkek bu konuyu doktoruna açma konusunda isteksizdir. Bu da tedavisi mümkün olan problemlerle ömür boyu yaşamak anlamına gelmektedir.

Cinsellikle ilgili diğer rakamlar (Amerika):
Amerikalı kadınların %60''ı ve erkeklerin %70''i 19 yaşına geldiklerinde en az bir kez bir cinsel ilişki yaşamışlardır.

Cinsel olarak aktif olan kadınların yarısı ayda birkaç kez ilişkiye girerken, %30''u haftada iki-üç kez, %7''si ise dört kez ya da daha sık ilişkiye girmekte, %12''si ise senede ancak birkaç kez ilişkiye girmektedir. Tüm kadınların %3''ü ise ömür boyu hiç ilişkiye girmemiştir.

Tüm hayatları boyunca Amerikalı erkeklerin %7''si, kadınların ise %4''ünün homoseksüel bir ilişkiye girmiş oldukları tahmin edilmektedir.

Genel Bilgiler

Kadında en sık görülen cinsel işlev bozuklukları cinsel isteğin azalması ya da kaybolması, eşin cinsel ilişki arzusuyla kadının arzusu arasında zamansal uyuşmazlık, orgazm bozuklukları, vajinismus, disparoni (ilişkide ağrı) ve erkeğin "cinsel davranışlarından memnun olmama" şeklinde olanlardır. Cinsel işlev bozukluklarını daha iyi anlayabilmek için bu bozuklukları cinselliğin evrelerine göre ayrı ayrı incelemekte fayda vardır:

  • Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar: cinsel istek duymama (frijidite) ya da isteğin azalması

  • Cinsel uyarılma ve orgazmla ilgili bozukluklar

  • Cinsel ilişkide ağrı (vajinismus ve disparoni)

Bu hastalıklardan her biri için birincil (baştan beri varolan) veya ikincil (sonradan ortaya çıkan) ve genel (her zaman varolan) ve özel (partnerle ilişkide ortaya çıkan) ayrımları yapılabilir.

Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar

Bu tür bozukluklarda cinsel arzunun azalması ya da tümüyle ortadan kalkması söz konusudur. Her ne kadar bir kadında cinsel ilişkiye istek olmasa da cinsel ilişki kadının eşi tarafından başlatıldığında kadın uyarılabilmekte ve orgazm da olabilmektedir. Bu yüzden arzu azalması ile uyarılma ve orgazm bozukluğu ayrımı önemlidir.

Bozukluk sıklıkla normal bir cinsel yaşamı takiben erişkinlikte ortaya çıkmaktadır. Hastalığın ileri durumlarında kadın kendini tümüyle her türlü cinsel içerikli eylemlerden uzaklaştırarak kendi içine kapanabilir. Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar hem kadında hem de erkekte en sık görülen ve tedavisi en zor cinsel işlev bozukluklarıdır.

Cinsel arzu bozuklukları en sık evlilik çatışmaları ve eşler arası uyumsuzluğa bağlı olarak meydana gelir. İş stresi, kişisel stres, aile içinde hasta bir bireyin varlığı, maddi problemler, çocuğu olanlarda çocukla ilgili problemler de hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. İlaç kullanımı, hastalık, depresyon, stres, uyuşturucu kullanımı, yaşlanma ve hormonal değişiklikler de cinsel arzunun azalmasına neden olan diğer durumlardır. Menopoz, doğum sonrası dikiş yerlerinin nedbeleşerek iyileşmesi ya da diğer nedenlere bağlı olarak meydana gelen disparoni de (ilişki esnasında ağrı) uzun süre devam ettiğinde cinsel arzunun azalmasına neden olabilir.

Dini inançlar, obsesif kompulsif kişilik bozuklukları, maskelenmiş cinsel eğilim bozuklukları (travestizm gibi), gebe kalmaktan ve cinsel yolla bulaşan hastalık kapmaktan aşırı korkma, gizli kalmış (bilinçdışı) homoseksüellik, kendine güvensizlik, başarısızlık korkusu, insanlarla yakınlık kuramama, cinsellikten suçluluk duyma, çocuklukta ya da daha sonra cinsel tacize uğramış olma, kontrolü kaybetme korkusu nedeniyle baskılama daha çok uyarılma ve orgazm bozukluğuna neden olmakla beraber cinsel arzunun azalmasına neden olabilir. Gebeliğin birinci ve üçüncü trimesteri de isteğin fizyolojik olarak azaldığı bir dönemdir.

Cinsel arzu bozukluklarının tedavisinde organik nedenler (ruhsal nedenler dışında kalan nedenler) ekarte edildikten sonra bireysel veya eşli psikoterapi uygulanır.

Uyarılma ve Orgazm bozuklukları

Uyarılma bozuklukları kadında kendini cinsel ilişkiye hazırlık evresinde ortaya çıkması gereken olayların (vajinanın ıslanması gibi) ortaya çıkmaması, ya da yetersiz olması, erkekte ise ereksiyonun (sertleşmenin) olmaması, yetersiz olması ya da kısa sürmesi şeklinde gösterir.

Normal bir uyarılma döneminden sonra orgazm olamama durumu gençlerde ve cinsel ilişkiye yeni başlamış olan ve bu yüzden tecrübesi az olan kadınlarda daha sık görülür. Kadınların %5-10''u hayatlarının hiç bir döneminde orgazm olmaz ve buna birincil anorgazmi (orgazm olamama) adı verilir. Birincil anorgazmi sonradan ortaya çıkan (ikincil) anorgazmiden daha sıktır.

Bazen ilişki problemleri, depresyon, ilaç kullanımı, kronik hastalık, östrojen yetmezliği ve nörolojik hastalıklara (multipl skleroz gibi) bağlı ikincil olarak ortaya çıkabilir. Mastürbasyonla ve cinsel ilişki dışında kalan uyaranlarla rahatlıkla orgazm olabilen kadın gerçek bir cinsel ilişkide orgazm olamayabilir. Bazı kadınlar da eşiyle aynı zamanda orgazm olamamaktan, her seferinde orgazm olamamaktan veya her seferinde ancak bir kez orgazm olmaktan yakınırlar. Ancak birçok çiftin beraberce orgazm olamadıkları, çoğu kadının ilişki öncesi dönemde orgazm olduğu (direkt klitoral uyarıyla) bir gerçektir.

Anorgazminin en sık görülen psikolojik nedeni takıntılı bir şekilde ilişkinin nitelikleriyle ilgilenme, hata yapma korkusu ve buna bağlı olarak kendini aşırı eleştirme ve başaramama korkusudur. Kadın eşinin davranışlarıyla ve kendisinin yapması ve yapmaması gerekenlerle o kadar meşguldür ki kendini ilişkiye verip gevşeyemez.

Diğer nedenler geçmişte cinsel tacize maruz kalmış olmak, cinsellik hakkında olumsuz duygular taşımak, ilişkiye ait problemler, özgüven azlığı, vücudunu beğenmeme ve kontrolü kaybetme korkusudur.

Tedavide öncelikle altta yatan organik ve psikolojik nedenler araştırılarak giderilir. Cinsel eğitim, bireysel ve eşle birlikte sürdürülen psikoterapi de organik neden bulunamayan durumlarda gereklidir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cinsel İlişkide Ağrı (disparoni) - Cinsel Sorunlar Cinsel İlişki

 Cinsel İlişkide Ağrı (disparoni) - Cinsel Sorunlar Cinsel İlişkide Ağrı (disparoni) - Cinsel Sorunlar

Cinsel ilişki esnasında ağrı ortaya çıkması disparoni adını alır. Ağrının nedeni organik bir rahatsızlık olabileceği gibi, psikolojik de olabilir. Bunun ayrımı ise komple bir jinekolojik muayene ile yapılır.

Disparoni eğer ilk cinsel ilişki de

neyiminden beri varsa birincil, sonradan ortaya çıkmışsa ikincil adını alır. Bu ayrım muhtemel nedenlerin ortaya konması açısından önemlidir.

Yüzeyel disparoni vajina girişinde, derin disparoni ise penisin girmesiyle birlikte vajinanın derinlerinde ortaya çıkan ağrıdır ve bu ayrım da tanı açısından önemlidir. Derin disparonide ağrı alt karın bölgesinde yaygın olarak hissedilir.

Kadınların yaklaşık %15''i hayatlarının bir döneminde böyle bir ağrıyla karşı karşıya kalırlar. Ancak %1-2''sinde ise ağrı tedavi gerektirecek kadar şiddetlidir. Bazı kadınlar bu ağrıyı daha çok genital bölgede basınç, yırtılma veya yanma hissi olarak tarif ederler.

Neden olur?

Disparoni nedenleri incelenirken aşağıdan yukarı doğru (vajina girişinden iç genital organlara doğru) bir ayrım yapmak konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.

Vajina girişine bağlı nedenler: yüzeyel disparoni nedenidirler.

Kızlık zarıyla ilgili sorunlar: Kızlık zarının yapısal olarak sert olması

Menopoza bağlı atrofi: Menopoz döneminde dokular esnekliklerini yitirdiklerinden cinsel ilişki tahrişe ve ağrıya neden olabilir.

Yeterince hazır olunmadan ilişkide bulunma ve buna bağlı tahriş

Epizyotomi nedbeleri: özellikle zor doğumlardan sonra fazla sayıda dikiş gerektiğinde ve/veya epizyotomi iyileşmesi esnasında enfeksiyon meydana geldiğinde dikiş yerleri sıklıkla nedbe bırakarak iyileşir ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.

Enfeksiyonlar: Herpes Simpleks enfeksiyonları (genital uçuk) hem ilişkide hem de ilişki olmayan döneminde ağrı yapar.

Vajinaya bağlı nedenler:

  • Enfeksiyonlar: vajinit bazı durumlarda ağrıya neden olabilir.

  • Kitle ve tümörler: vajinada kitle nadir görülür. Büyük kitleler ağrı ve beraberinde kanamaya neden olabilirler.

  • Yeterince hazır olunmadan ilişkide bulunma ve buna bağlı tahriş

  • Rektosel (vajina arka duvarı sarkması), uterus sarkması ve sistosel (vajina ön duvarı sarkması): gerilmeye bağlı ağrı nedeni olabilirler.

  • Yabancı cisimlere karşı gelişen allerjik cevap

  • Vajina kubbesinde cerrahi veya radyoterapiye bağlı değişiklikler

  • Doğumsal anomaliler: nadir görülürler

Pelvik yapılara ait nedenler (iç genital organlara bağlı nedenler): Bu durumlarda derin disparoni ortaya çıkar.

  • Pelvik iltihabi durumlar: pelvik enfeksiyonlar hem akut dönemde hem de iyileştikten sonraki dönemde ilişkide ağrı nedeni olabilirler.

  • Endometriozis: endometriozis genital bölgedeki organlarda yapışıklıklara neden olan bir durumdur. Bu yapışıklıklar ilişki esnasında gerilmeye ve ağrıya neden olabilirler.

  • Uterus habis veya selim tümörleri

  • Pelviste enfeksiyonlara, ameliyatlara veya endometriozise bağlı gelişen yapışıklıklar

  • Geçirilmiş pelvis kırıkları

Sindirim sistemi hastalıkları: nadiren disparoni nedenidirler.

  • Enflamatuar barsak hastalıkları (Crohn hastalığı-Divertikülit)

  • Kabızlık

  • Hemoroid, fistül ve fissür gibi anüs ve rektum bölgesi hastalıkları: dışkılama esnasında ve sonrasında ağrıya neden olabilecekleri gibi yakın komşuluk nedeniyle disparoni nedeni de olabilirler.

İdrar yolu hastalıkları: Üretra veya mesaneye ait lezyonlar

Psikolojik bozukluklar: Korku, kaygı, fobik reaksiyonlar, konversiyon reaksiyonları, partnerle uyumsuzluk,

İlk ilişkinin yarattığı psikolojik travma gibi psikolojik durumlar da en önemli disparoni nedenleri arasında üst sıralarda yer alırlar.

Disparoninin (Cinsel ilişki esnasında ağrı ortaya çıkması) vajinismustan (vajina girişi kaslarının ilişki esnasında kasılması) ayırıcı tanısı mutlaka yapılmış olmalıdır.

Tedavi öncesi incelemeler

Öncelikle enfeksiyon, kitle, kanser veya kanser öncüsü lezyon açısından muayene, ultrason, vajinal kültür, papsmear, idrar kültürü gibi incelemeler yapılır.

Şüpheli durumlarda vulva ve/veya vajinaya kolposkopik inceleme yapılır ve gerekirse biyopsi alınır.

Derin disparonide laparoskopik inceleme sıklıkla gereklidir.

Tedavi

Tedavide ilk adım hastanın ve eşinin hastalığın tabiatı konusunda bilgi sahibi olmasıdır.

Organik nedenler usulüne uygun olarak ilaç ve/veya cerrahi yolla tedavi edilir.

Hastalığın psikolojik komponenti varsa bireysel ve/veya eşle beraber psikopterapi çok önemlidir ve ihmal edilmemelidir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cinsel İşlev Bozukluklarının Nedenleri - Cinsel Sorunlar Cinsel

 Cinsel İşlev Bozukluklarının Nedenleri - Cinsel Sorunlar Cinsel İşlev Bozukluklarının Nedenleri - Cinsel Sorunlar

Yakın bir geçmişe değin sertleşme bozukluklarının yüzde 90''ının psikolojik kökenli olduğuna inanılırdı. Ama sinir sisteminin işleyişi, kan dolaşımı ve ilaçların etkilerine ilişkin olarak yapılan son araştırmalarda iktidarsızlık olgularının yüzde 50''sinde organik bir nedenin varlığı saptanmıştır. Bu organik neden genel bi
Metabolizma

  • Şeker hastalığı: Erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda soğukluğun iyi bilinen nedenidir. Erkeklerde kamış damarlarının yapısını bozarak sertleşme sorunları yaratır.

  • Yağ metabolizması bozuklukları: Kanda trigliserit, kolesterol gibi lipitlerin yüksek düzeyde bulunması ve şişmanlık cinsel iktidarsızlığa yol açabilir.

  • Azot metabolizması bozuklukları: Kanda üre ve ürik asit düzeylerinin yüksek olması, idrarla uzun süre albümin yitirme gibi durumlarda cinsel iktidarsızlık görülebilir. Düzenli diyaliz tedavisi altındaki hastalar normal olarak iktidarsızdır. Ama böbrek naklinden sonra bu durum ortadan kalkar.

İç Salgı Sistemi

Cinsel iktidarsızlık iç salgı sisteminden kaynaklanabilir. Başta prolaktin olmak üzere baskılayıcı hormonların fazlalığı, daha ender olarak da testosteron hormonunun azlığı iktidarsızlığa yol açar. Ama hormon kökenli sertleşme bozukluklarına olguların yalnız yüzde 5''inden az bir bölümünde rastlanır.

Androjen hormonu eksikliği de sertleşme bozukluğuna yol açabilir. Bu durum hastaya androjen (erkek eşey hormonu) verilmesiyle tedavi edilir.

Tiroit bezinin az da olsa sertleşme mekanizması üzerinde etkisi vardır. Bu bezde üretilen tiroksin, testosteronu bağlayan globülin üretimini etkiler.

Sinir Sistemi

Sinir sistemine bağlı olarak en çok karşılaşılan iktidarsızlık nedenleri arasında belden aşağısını etkileyen felçler (parapleji), kalça hizasında sakat bırakan cerrahi girişimler ve siyek (üretra) yırtılmasına yol açan ya da açmayan kalça kırıkları sayılabilir. Ayrıca sertleşmeyi sağlayan sinirlerin ve üreme organı iç sinirlerinin ya da bunların çıkış noktalarının ve dallarının ezilmesi, donması ve sinir iltihabına bağlı olarak yıkıma uğraması da iktidarsızlığa yol açar.

Zehirli Maddeler ve İlaçlar

  • Dış zehirlenmeler: Tütün içilmesiyle sinir iletiminde nikotine bağlı bozuklukların oluşması.

    • Aşırı alkol alınmasına bağlı olarak davranış bozuklukları, sinir iltihabı ve hormon metabolizması bozukluklarının ortaya çıkması.

    • Afyon, eroin, kokain gibi uyuşturucular.

    • Cinsel uyarıcılar. Bu tür maddeler uyuşturucularda olduğu gibi davranış bozukluğuna yol açmasalar da bağımlılık yaratarak hastanın uzun ruhsal çöküntü dönemlerinde ilaçsız başarılı olamamalarına yol açar.

  • Aşırı hormon kullanımı: Transseksüellerde östrojen zehirlenmesi görülür. Bu hormonlar sertleşme kaybına, penis ve testislerin küçülmesine, yüksek dozda kullanıldıklarında süt kanalarının gelişmesine, derialtı yağdokusunda artışa ve kıllanmaya yol açar. Progesteronun erkeklerde hiçbir etkisi olmadığı belirtilmektedir.

  • Uzun süreli tedaviler: Aşağıdaki tedaviler cinsel iktidarsızlıkta önemlidir.

    • Yüksek tansiyonun tansiyon düşürücü bazı ilaçlar ve beta blokerler ile tedavisi.

    • Beyni etkileyen ve ruhsal çöküntü önleyici ilaçlar vb.

Dolaşım Sistemi

  • Atardamar lezyonları: Kamış sertleşmesi (ereksiyon) için gerekli olan kanı gözenekli ve süngersi dokulara taşıyan atardamarlarda ortaya çıkan bozukluklar sertleşmeyi engelleyebilir. Cinsel iktidarsızlık nedeni olarak damar sistemine ilişkin bir bozukluk aranıyorsa özel arteriyografi tekniklerine başvurulmalıdır. Uzun süre, sertleşme bozukluğunun damar kaynaklı bir nedeni olabileceği düşünülmemişti. Ama günümüzde her dört cinsel iktidarsızlık olgusundan birinde yaş sınırı olmaksızın damarla ilgili bozukluk olması bile sertleşme yetersizliğine yol açabilir ve bu durum Buerger hastalığının (tıkayıcı damar iltihabı) başlangıç belirtisi olabilir.

  • Sertleşen dokuların lezyonları: Bu gruptaki dokular kamış gövdesinde yer alır ve geniş boşluklar içerir. İki yanda bulunan birer gözenekli cisim (corpus cavernosum) ile bunların üstünde bulunan süngersi cisim (corpus spongiosum) içlerine dolan kanla kamışın büyüyüp dikleşmesini sağlar. Aşağıda sıralanan durumlar sertleşen dokulara bağlı iktidarsızlık nedeni olabilir.

    • Gözenekli cismin darbe ile yırtılması ve toplardamarlardaki kan akımının bozulmasına bağlı olarak kalıcı cinsel iktidarsızlık.

    • Sürekli ve ağrılı sertleşmenin (priapizm) ardından kamışın yay biçimini alarak bir daha sertleyememesine yol açan nedbe dokusu ve esneklik kaybı.

    • Kamıştaki gözenekli cisimlerin kılıfında ve hatta iç boşluklarında kalsiyum birikmesiyle oluşan kamış sertliği.

  • Toplardamar lezyonları: Kalçada ve anüs ile dış üreme organları arasındaki bölgede görülen pıhtı tıkaçları.

  • Kan hastalıkları: Kronik lösemi (kan kanseri), poliglobüli (alyuvar artması)

Boşaltım ve Üreme Sistemi

Bu grupta cinsel iktidarsızlık etkeni olabilecek başlıca hastalık ve bozukluklar:

  • Boşaltım ve üreme sistemi tümörleri.

  • Üreme organlarında ağrılı sertleşme ve psikolojik güvensizlik yaratarak cinsel iktidarsızlık nedeni olan epididim, prostat ve siyek iltihapları gibi üreme organlarındaki enfeksiyonlar.

Genel Nedenler

Uzun süren ateşli hastalıklarda, mikrobik hastalıklarda ve genel olarak vücudun direncini ve güçünü azaltan bütün hastalıklarda geçici iktidarsızlık görülür. Cinsel isteğin başlaması bu hastalıkların da iyileşme yolunda olduğunun bir göstergesidir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi - Cinsel Sorunlar Cinsel İşl

 Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi - Cinsel Sorunlar Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi - Cinsel Sorunlar

Cinsel yaşam, herkes için büyük önem taşır. Yaşamımızın her alanında olduğu gibi, cinsel yaşamımızda da zaman zaman sorunlarla karşılaşırız. Günlük yaşamımızda karşılaştığımız sorunları, aile bireyleriyle, arkadaşlarımızla paylaşabilir, destek ve yardım alabiliriz. Önemli bir sağlık sorunumuz olduğunda, tanıdığımız ya da yakınlarımızın önerdiği bir doktora başvururuz. Oysa cinsel sorunlarımızı hiç kimseyle paylaşamaz ve nasıl çözümleyebileceğimizi de bilemeyiz.

Konuşulmadığı için, bu sorunların sadece bizim başımıza gelen bir felaket olduğunu düşünür, uzun süre kendiliğinden çözümlenmesini bekleriz. Profesyonel yardım almaya karar verdiğimizde ise, nereye ve kime başvuracağımızı bilemez, kapı kapı dolaşıp zaman ve para kaybı

Cinsel sorunlar çok yaygın ve çok çeşitlidir. Bunların ayrıntılı olarak tanımlanmış bir bölümüne, cinsel işlev bozukluğu diyoruz. Son 30 yıldır, cinsel işlev bozuklukları için çeşitli tedavi programları geliştirilmiştir. Cinsel işlev bozukluğunun tipine göre değişik olmakla birlikte, cinsel tedavilerin başarı oranları çok yüksektir. Yıllarca süren bir bozukluk, doğru tedavi ile, birkaç ay gibi kısa bir sürede düzelebilmektedir.

Erken boşalma ve vajinismus gibi bazı cinsel işlev bozukluklarının düzelme oranları %90´ın üzerindedir. Cinsel istek bozuklukları, erkeklerin sertleşme bozuklukları, kadınların uyarılma ve orgazm bozuklukları daha uzun sürede düzelir. Sabit bir cinsel eşi olan bireylerde, çift tedaviye birlikte alınır ve düzelme şansı daha yüksektir.

Cinsel tedavi, ilk görüşmede, durumun tam bir değerlendirmesi ile başlar. Terapist, önce her iki eşle ayrı ayrı görüşür. Bu görüşmelerde, geçmiş cinsel yaşam özellikleri, mastürbasyon, eşli cinsel etkinlikler, ilk cinsel birleşme deneyimi, sürekli cinsel ilişkiler, kişinin yaşam boyu cinsel yanıtları açısından incelenir. Bireylerin genel sağlık durumu, geçirilmiş veya sürekli hastalıkları, kullandığı madde ve/veya ilaçlar sorgulanır. Sonra, cinsel sorunun ne zaman ve ne şekilde başladığı, nasıl değişiklikler gösterdiği, o güne kadar olan tedavi girişimleri ve bunların sonuçları incelenir.

Cinsel işlev bozukluğunun bedensel bir nedene bağlı olarak ortaya çıkabileceği düşünülürse, gerekli tetkik ve uzman muayeneleri istenir. Eşlerin her birinin cinsel sorunu nasıl gördüğü, bu sorunun çiftin ilişkisine etkileri değerlendirilir. İlişkilerinde belirgin çatışma alanları olan çiftler için, cinsel tedaviden önce veya aynı zamanda eş tedavisi gerekebilir. Çocuk istemeyen çiftlerde, bir kadın hastalıkları uzmanı yardımıyla, uygun bir doğum kontrol yöntemine başlanır.

Çiftin cinsel yaşamı ve sorunları öğrenildikten sonra, her iki eşin cinsel yanıtlarındaki bozukluklar belirlenir. Sorun oluşturan cinsel işlev bozukluğunun ne olduğuna karar verilir, cinsel işlevin ve bozuklukların fizyolojisi çifte anlatılır. Tedavinin hedefleri terapist ve çiftin işbirliği ile belirlenir. Terapist, uygulamayı düşündüğü cinsel tedavinin özelliklerini, tedavi aşamalarını, beklediği sonuçları çifte anlatır. Terapist, cinsel işlev bozukluğunun tipine ve şiddetine göre, çiftin özel durumunu da göz önüne alarak, tedavinin ne kadar süreceği ve bu sürede kaç görüşme yapılacağı hakkındaki görüşünü de açıklar.

Cinsel tedavi süreci, çiftin cinsel yaşamında özel ve yapay bir dönemdir. Her bireyin, her çiftin cinsel yaşamı sadece kendisini ilgilendirir, normal koşullarda kimseyle paylaşılması da gerekmez. Ama cinsel tedavide, terapistin cinsel yaşamın tüm ayrıntılarını öğrenmesi ve cinsel yanıtlarda istenen değişiklikleri sağlamak için farklı cinsel davranışlar önermesi gerekebilir.

Cinsel tedaviler, cinsel birleşme olmayan yeni evliler, gebe vajinismuslar gibi bazı özel durumlar dışında, acil değildir. Çiftin genel yaşamının uygun olduğu, cinsel yaşamlarına odaklanabilecekleri herhangi bir zamanda yapılabilir.

Cinsel tedavide, değişimi başlatan ve yeni cinsel becerileri öğreten terapist olmakla beraber, çiftin sorumluluğu büyüktür. Düzelmeyi sağlayan, terapistin yol göstermesiyle, eşlerin motivasyon ve çabasıdır. Cinsel tedavi sürecinin başlangıcında, çiftten bu dönemde cinsel yaşamlarına özel bir önem vermeleri ve yaşamlarının diğer bölümlerini buna göre ayarlamaları istenir.

Tedavi süresince, eşlerin birbirinden ayrı kalmasını gerektirecek 1-2 günden uzun seyahatleri olmamalıdır. Evde, özellikle eşlerden birinin aile bireylerinin uzun süreli, yatılı misafirliği planlanmamalıdır. Çift evi zorunlu olarak aile bireyleriyle paylaşıyorsa, bu kişilerin uzun süreli seyahatleri düşünülmeli, diğer aile bireylerinin bu konuda olası yardımları tartışılmalıdır. Çiftin yatak odasını sürekli veya kısmen paylaşan çocukları varsa, önce çocuğun kendi odasında yatma eğitimi tamamlanmalıdır.

Bunların hepsinin amacı, çifte cinsel yaşamlarında tam bir rahatlık sağlamaktır. Bazen çiftin banyoya yakın bir odaya taşınması ya da gıcırdayan bir yatağın değiştirilmesi gibi çok basit ev içi düzenlemeler yararlı olur. Eşlere bu dönemde birbirlerine özen göstermeleri, birbirlerinin hoşuna gidecek özel durumlar ayarlamaları da önerilir. Geçmiş ilişkilerindeki sorunlar ne olursa olsun, cinsel tedavi, genel ve duygusal ilişkilerinde de yeni bir dönem açmak için bir fırsattır.

Cinsel tedavi, çoğu zaman gecikmiş bir cinsellik eğitimidir. Cinsel işlev bozukluklarının çoğunun ardında bireyin/çiftin cinsellik konusundaki bilgi eksikliği ve yanlış cinsel inanışları yatmaktadır. Yanlış cinsel bilgilerin düzeltilip, doğru bilgilerin verilmesine ilk değerlendirme görüşmesinden itibaren başlanır. Hemen her çifte, başlangıç oturumlarında, kadın ve erkek cinsel organlarının yapısı ve işleyişi, cinsel yanıtların fizyolojisi anlatılır. Çiftin tedavinin mantığını anlayabilmesi için, önce cinsel işlev bozukluğunun işleyişini anlaması sağlanmalıdır.

Tedavi oturumlarında, eşlerin hem geçmiş cinsel yaşamlarındaki hatalı davranışlarını, hem de genel ve cinsel iletişimlerindeki aksaklıkları görmeleri sağlanır. Cinsel terapilerin başlangıcında, genellikle cinsel birleşme yasaklanır. Cinselliği bir merdiven gibi düşünürsek, basamaklar birer birer çıkılacaktır ve cinsel birleşme son basamaklardadır. Cinsel ilişkiyi, birleşmeden ibaret gören yanlış inanış çok yaygındır ve birçok cinsel soruna yol açmaktadır.

Çifte yerleşik sevişme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik cinsel ödevler verilir. Bu ödevleri yapmadan önce, eşlerin yıkanmaları, tamamen çıplak olmaları, üstlerine bir şey örtmemeleri ve odada birbirlerini görmelerine yetecek bir ışık olması istenir. Genellikle cinsel ödevler, eşlerin öğretilen şekilde, sırayla birbirlerini okşaması ile başlar, bu sırada cinsel yanıtlarla ilgilenmemeleri, dokunmanın cinsel hazzını yaşamaları istenir. Böylece, kendilerinin ve cinsel eşlerinin bedenini farklı bir şekilde keşfetmeleri amaçlanır.

Bu çalışmada, cinsel birleşme hedefi olmadığı için, cinsel yanıt oluşturma kaygıları da azalacaktır. Bu sıralı okşama çalışması, çıplaklık gibi çeşitli kaçınmaları azaltmaya ve sevişmeye katılımı düşük olan kadınların etkinliğini arttırmaya da yardım eder.

Sevişme süreleri ve cinsel davranış çeşitliliği yeterli olan çiftlerde, okşama çalışması gerekli olmayabilir. Erken boşalma ve Vajinismus vakalarında, okşama çalışması sık kullanılmaz. Her cinsel işlev bozukluğu için, ayrı cinsel beceri geliştirme teknikleri vardır. Bunların hangisinin, kime, ne zaman, ne şekilde ve ne süreyle uygulanacağına, terapist duruma göre karar verir.

Genellikle cinsel beceri geliştirme teknikleri, basitten karmaşığa doğru hiyerarşik bir sıra izleyerek uygulanır. Hemen bütün cinsel ödevler, basit bakma ve dokunma çalışmaları ile başlar, adım adım cinsel birleşmeye kadar ilerler. Terapi oturumlarında, cinsel ödev uygulamaları tartışılır, hatalı davranışlar düzeltilir, zorlukların çözüm yolları üretilir, eşlerin her konuda duygularını paylaşmaları özendirilir. Kendilerini içtenlikle ifade etmeleri desteklenir, birbirlerini dinleyip, gerçekten anlamalarına yardım edilir.

Böylece sağlıklı bir iletişim kurulmaya çalışılır. Cinsel ilişki, iki insan arasında özel bir iletişim biçimidir. Aynı zamanda,çiftin genel iletişiminin de bir parçasıdır. Bu nedenle, cinsel tedavinin odağı, cinsel yaşam olmakla beraber, çiftin genel iletişimine de olumlu katkıları olur. Cinsel tedavi sürecinde, çift birlikte bir sorun çözümleme deneyimi yaşamıştır. Paylaşılan bu olumlu deneyim, gelecekte karşılaşılacak sorunları da çözümleyebilecekleri güvenini yaratır ve eşleri birbirine yakınlaştırır.

Cerrahi tedaviler:

Son yıllarda organik ve özellikle damar kökenli cinsel iktidarsızlık tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu başarı sertleşme sırasında kanın atar ve toplar damarlardaki akışının daha iyi bilinmesi, arteriyografi, kavernozometri (gözenekli cisme serum fizyolojik verilerek sertleşme derecesi ve süresinin ölçülmesi) gibi tanı yöntemlerindeki gelişmeler ve mikro cerrahi tekniklerindeki ilerlemelerden kaynaklanmaktadır. Cerrahi tedavi ile en başarılı sonuçlar, travmaya bağlı atardamar hasarı görülen genç hastalarda elde edilmektedir. Bu gruptaki hastalarda atardamar ağı genellikle iyi durumdadır.

Toplardamar kaynaklı cinsel iktidarsızlık 5 alt grupta incelenebilir:

  • Büyük toplardamarların doğrudan gözenekli cisim içinden çıkması. Bu durum gençlerde görülen doğuştan iktidarsızlık nedeni olabilir.

  • Akkılıf katmanındaki zayıflamalar sonucu geniş toplardamar kanallarının oluşması. Bu durum yaşlı hastalarda görülür.

  • Gözenekli cisim düz kaslarının toplardamarların sıkışmasına yol açacak kadar gevşeyememesi. Bunun nedeni lifsi doku oluşumu ya da kaslarda gerilme (atrofi) ve işlevsel özelliklerin kaybolması olabilir.

  • Sinir iletiminde görevli kimyasal maddelerin yetersizliği. Bu durum sinirsel ve psikolojik kaynaklı iktidarsızlıkta görülebildiği gibi, çok sigara içenlerde de görülür.

  • Gözenekli cisim ile süngersi cisim arasında doğuştan olağandışı bağlantı yollarının bulunması, sürekli sertlik durumunun tedavisi sonrasında kamış başı ile gözenekli cisim arasında açık kanallar kalması ya da siyekte yapılan cerrahi girişimler sonucunda gözenekli cisim ve süngersi cisim arasında bağlantı oluşması.

Cerrahi tedavinin başarısı, toplardamar kaynaklı sertleşme bozukluğu tipinin tam olarak belirlenmesine, toplardamar sistemindeki yetmezliğin derecesine ve atardamar sisteminin durumuna bağlıdır. Yukarıdaki sıralamada 1. ve 5. gruba giren olgularda doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan kanalın bağlanarak olağandışı toplardamar oluşumunun ortadan kaldırılması başarılı sonuçlar verir. Ama 2. ve 3. gruba giren olgulardaki cerrahi girişimlerin başarı olasılığı düşüktür. Bu olguların çoğunda kamış protezlerinin kullanılması yoluna gidilir. 4. gruptaki cinsel iktidarsızlık olgularında ise cerrahi girişim uygulanmaz.

Cerrahi girişimler kamış duyarlılığının azalmasına, kamışın kısalmasına yol açan nedbelerin ortaya çıkmasına ve ameliyat sonrası uzun süren ödem görülmesine neden olabilir.

Tedavi edilen ve uluslararası düzeyde yayınlanan olgu sayısının azlığı nedeniyle bu hastalıktaki cerrahi girişimlerin başarı oranını belirlemek zordur. Gene de tedavi edilen olguların yüzde 50''den fazlasında başarılı sonuçlar alındığı söylenebilir.

Kamış protezleri:

Sertleşme bozukluğunun tedavisinde kamış protezlerinin kullanıma girmesi de önemli bir adımdır. Bu tedavi yöntemi 50 yılı aşkın bir süredir uygulanmaktadır. İlk protezler kıkırdaktan yapılıyordu. Daha sonra doğal maddelerin çözünme sorununa karşı protez yapımında yapay maddeler kullanıma girdi. Bu dönemde iki tip protez geliştirildi: Yarı sert ve şişirilebilir protezler. Bütün hastalar için en uygun tek bir kamış protezinin bulunmadığını önceden söylemek gerekir. Yarı sert protezler şişirilebilir olanlara göre daha ekonomik, daha kalay takılabilir ve yıllar boyunca karşılaşacakları mekanik aşınmaya daha dayanıklıdırlar.

Yarı sert protezlerdeki son gelişmelerden biri bükülebilir protezlerdir. Bu protezler içerdikleri bükülebilen bir gümüş telden ötürü istenen duruma getirilebilmekte, dolayısıyla estetik açıdan daha iyi sonuçlar vermektedir.

Psikolojik ve estetik açıdan daha olumlu sonuçlar verecek, işlevsel bakımdan doğala yakın protez talebinin artması karşısında 1973''te şişirilebilir kamış protezleri geliştirildi. Gözenekli cisimler için iki silindir, bir depo ve pompadan oluşan bu protezin, olumlu özellikleri yanında silindir, bir depo ve pompadan oluşan bu protezin, olumlu özellikleri yanında silindirlerden sıvı kaçağı, silindirlerin genişlemesi ve enfeksiyon tehlikesinin yüksekliği gibi yan etkileri de vardır. Şişirilebilir protezlerin olumsuz yönleri yıllardan beri sürdürülen araştırmalarla giderilmeye çalışılmaktadır.

Kamış protezi takılacak hastaların kendilerine uygulanacak yöntemin yan etkileri ve yaratacağı sorunlara ilişkin bilgilendirilmesi gereklidir. Protez psikolojik muayeneler ve testlerden sonra takılmalıdır. Ayrıca bu girişimin geriye dönüşsüz olmadığı, hoşnut kalmama durumunda başka bir protezin denenebileceği de anlatılmalıdır.

Dışarıdan uygulanan araçlar:

Cinsel iktidarsızlığın tedavisinde dışarıdan uygulanan araçlardan da kasaca söz etmekte yarar vardır. Burada dölyoluna girişi sağlayacak kadar sertleşme ve sertleşmenin sürmesini sağlayan araçlara değinilecektir. Bunlar temel olarak vakumla kamışa kan hücumunu sağlayan ve bu kanı bir süre koruyan aygıtlardır. Osborne''un ErecAid System''i plastik silindir, emme yaratan pompa, bağlantı borusu ve esnek banttan oluşur. Kamış silindir içine yerleştirilir.

Daha sonra pompa yardımıyla sağlanan emme kuvvetinin yarattığı negatif basınçla kamışa kan hücum etmesi sağlanır. Böylece normaldekine benzer bir sertleşme elde edilir. Sertleşmenin sürekliliği penis kökünü saran esnek bantla sağlanır. Bu işlemlerden sonra sertleşmiş kamış silindirden çıkarılır. Sertlik 30 dakikadan az bir süre boyunca korunabilir.

Daha değişik bir tasarımın ürünü olan Synergist Erection System''de saydam silikondan yapılmış bir prezervatif kullanılır. Yumuşak kamışı destekleyecek kadar sert olan bu prezervatif kamışa geçirildikten sonra bir boru yardımıyla emme kuvveti yaratılır. Daha sonra borudaki vana kapatılarak penis köküne doğru katlanır. Kullanıldıktan sonra vana açılarak araç çıkarılır.

Bu araçların görece kullanışlı, güvenilir ve ekonomik olma üstünlükleri vardır. Ayrıca cerrahi girişim gerektirmedikleri ve başka ilaç tedavileri ile etkileşim göstermedikleri için istediği an kullanılabilirler. En önemli olumsuz yönleri ise belirli bir el yatkınlığı istemeleri ve sertleşme süresinin yarım saatin altında kalmasıdır. Ayrıca bu araçların pıhtılaşma bozukluğu olan hastalarda son derece dikkatli kullanılması gerekir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cinsel İlişkiye Girememe (vaginismus) - Cinsel Sorunlar Cinsel İ

Cinsel İlişkiye Girememe (vaginismus) - Cinsel Sorunlar Cinsel İlişkiye Girememe (vaginismus) - Cinsel Sorunlar

Vajina ilişki sırasında penisin büyüklüğü yada küçüklüğüne göre kendini hazırlar. Cinsel birleşmenin durumuna bağlı olarak dışa en yakın kısmı ol

dukça gevşeyebilir. Bazen vajinal giriş öyle gergin ve sert bir hale gelir ki penisin girmesi olanaksızlaşır. Bu tür vajinal kasılmalara vajinismus diyoruz. Bu durumda erkeğin penisinin girmesi son derece zor, hatta olanaksızdır.

Çok seyrek olarak yaralanmalar yada kadın dış cinsel organlarının hastalığı ile cinsel ilişki arasında acı oluşur ve kadın istemeyerek kendini kasabilir. Böyle bir durumda, fiziksel nedenlerin tedavi edilmesi gerekir.

Esas olarak; vajinal kasılmanın (vajinismus), nedenleri tamamıyla psikolojiktir.

Vajinismusun nedenlerinden en yaygın olan bir tanesi; yetişme çağındaki kızlara seksin pis ve kötü olduğunu öğreten yanlış ve katı eğitim tarzıdır. Yıllarca, cinselliğin kadınlar için zarar verici, kötü, aşağılayıcı, yalnızca erkeklerin faydalandığı, kadınların kaçması gereken bir şey olarak yetişen bir genç kız, bu ilişkiyi yaşayacağı sırada bilinçaltına yerleşmiş bu yanlış fikirleri istemeyerek de olsa hatırlayacak, ilişkiye girmekten rahatsızlık duyacak ve kasılacaktır.

Bir başka sorun olan kızlık zarının korunması fikri de, genç kızlarımızı evleninceye kadar yaşayacakları veya yaşadıkları cinsel yaklaşımlarda tek fikir olan "aman zarıma bir şey olmasın" dürtüsüyle yaşadıkları ve şartlandıkları gerginlik yine ilişki kuracakları zaman önlerine çıkacak ve yılların şartlanması işlevini devam ettirecektir.

Bunların yanı sıra filmlerde ve romanlarda veya insanların kulaktan dolma yanlış olarak edindikleri cinsel bilgilerle ilk ilişki sırasında ve kızlık zarının yırtılması sırasında korkunç bir acı duyacakları fikri, onları ilişkiden uzaklaştırmakta, soğutmakta ve kasılmalarına sebep olmaktadır.

Bir diğer faktör de; cinsel tacize veya tecavüze uğramış bayanlarda cinselliğin bu olayı hatırlatmasına bağlı olarak kasılmalar olabilir.

Nedeni ne olursa olsun eğer çiftler işbirliğine istekliyse vajinismus her zaman tedavi edilebilir. Önemli olan tedaviyi istemek bunun için seksüel terapi merkezlerine baş vurmaktır.

Bu tip sorunu bir çok hanım yaşamaktadır, burada problem olan şey bu sıkıntıyı yaşayan kişinin bu problemin yalnızca kendisinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvuramamasıdır.Oysaki bu problemle karşı karşıya olan kadın sayısı hem ülkemizde hem de yurt dışında oldukça fazladır.5 yada 10 yıl evli kalıp ilişkiye giremeyip boşanan insan sayısı da küçümsenmeyecek kadar sık görülmektedir.

Unutmayınız ki kadınla erkek arasındaki tek fark seksüel farklılıktır ve dolayısıyla beraberlikte veya evlilikte en önemli olaylardan bir tanesi sekstir,sağlıklı bir cinsel yaşantı kötü olaylara karşı toleransınızı arttıracak,birbirinizi daha çok sevmenize ve anlamanıza neden olacaktır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bilgi,Tarih,Edebiyat var mısın yok musun Mobile Phone müzik dinle Hair Style Komedi Dükkanı Film Tanıtım,Film Tanıtımı Hollywood Stars photos Yemek Tarifleri Emo Girl Döviz Fiyatları Altın Fiyatları