Evlilik İlişkileri Evlilik İlişkileri

Evlilik İlişkileri Evlilik İlişkileri

EVLİLİK İLİŞKİLERİ
Çok eski zamanlardan beri bütün ülke­lerde evlilik sırasında cinsel ilişki yasal bir nitelik kazanmıştır, iyi örgütlenmiş her toplumda aile temel birim kabul edildiğinden, eşler birbirlerini destekler ve her konuda olduğu gibi, cinsel alan­da da işbirliği yaparlar. Bununla birlikte eski ataerkil aile düzeninde cinsel doyu­mun yalnız erkeklere tanınmış bir ayrı­calık olarak kabul edildiğini hatırlamak gerekir. Bu düzende kadınların cinsel ilişki sırasında pasif kalmaları, eşlerinin kendilerini sevmesine izin vermekle ye­tinmeleri gerektiği görüşü yaygındı. Bu­gün, kişiliğine sahip çıkan kadın, cinsel ilişkilerde de kendini etkin bir eş olarak kabul ettirmektedir. Hemen belirtelim ki evli erkeklerin ancak yüzde 85′i cinsel etkinliklerini karılarıyle cinsel birleşm/e yoluyla gerçekleştirirler. Geride kalaın yüzde 15 oranındaki etkinlik mastürbas­yon, uykuda meni gelmesi, evlilik dışı heteroseksüel ya da homoseksüel ilişki­ler arasında dağılır.
Kinsey’e göre, toplumun alt tabakala­rından olan erkekler, evlilik yaşamının ilk yıllarında cinsel etkinliklerinin yüzde 80′ini evlilik çevresi içinde yerine geti­rirler. Elli yaşına ulaşıldığında bu oran yüzde 9O’ı geçer. Buna karşılık, toplu­mun üst tabakalarından olan erkeklerde oran ilk yıllarda yüzde 85 iken, elli beş yaşına doğru yüzde 65′e düşer. Mesleğin ve toplumsal durumun, mali olanakları geniş erkeklerin davranışı üzerinde belirli bir etkisi vardır. Madde­sel başarıları onları genellikle evlilik dışı ilişkiler kurmaya isteklendirir: Karılarıy-le olan duygusal bağlarında bir gevşeme olmadığı, hatta yıllar geçtikçe bu bağlar güçlendiği halde, bu erkeklerin karıla-rıyle olan fiziksel ilişkileri azalır. Hatta bazen evlilik birliği çocukların varlığı nedeniyle sürdürülür. Evllilik yaşamında cinsel ilişkilerin sıklı­ğı kişilerin yaşına göre değişir. Genç çiftlerde, haftada yaklaşık olarak üç bir­leşme; otuz yaşlarındaki çiftlerde iki birleşme; kırk yaşındakilerde, haftada bir ya da iki birleşme; elli yaşına doğru ise on iki günde bir birleşme görülür. Bu ortalamalar çok sayıda kadının açıkla­malarına dayanılarak hazırlanmıştır. Er­keklerde, söz konusu sıklık oranı biraz daha yüksektir. Arria bazı özel durumla­rı da hesaba katmak gerekir, örneğin, çoğu genç karı kocalar günde bir ya da iki kez cinsel birleşmede bulunurlar. Er­keklerin verdiği bilgiler, cinsel birleşme ortalamasının daha yüksek olmasını kadınların isteksizliğinin engellediği yo­lundadır. Evli genç kadınlar da, genel­likle kocalarının aşırı ateşli olmasından yakınırlar. Otuz yaşından yukarı çiftler­de ise durum genellikle tersinedir: Koca cinsel birleşme konusunda karısından daha az isteklidir. Bu durum kadında cinsel doyumsuzluğa yol açar. Bu çö­zülme çiftlerde uyumsuzluğa ve boşan­maya yol açan önemli nedenlerden biridir.
Kadının cinsel etkinliği benimseme sü­resinin kısa ya da uzun olması, birbirin­den güçlükle ayırdedilebilen fiziksel, ruhsal ve toplumsal nedenlere bağlıdır.
Kadının ilk gençliğinde edindiği ve an­cak ağır ağır kurtulabildiği sınırlamalar davranışını önemli ölçüde frenler. Na­muslu bir kadına yakıştırmadığı, ayıp diye nitelediği davranışları ancak za­manla doğal olarak değerlendirmeye başlar. Üstelik, törelerin gevşemesi, kız lık zarının yırtılması nedeniyle duyula­cak acının korkusunu henüz tamamen ortadan kaldırmamıştır. Bu yersiz korku eskiden, istemedikleri erkeklerle evlen­dirilen genç kızlarda çok sık görülürdü. Bu sorunlar, henüz tam cinsel bağımsız­lığa ulaşmış bir kadınlar kuşağı üzerinde araştırma ve anket yapma olanaklarının bulunmayışı nedeniyle cevaplandırıl­ması güç sorulara yol açmaktadır. Bu­nunla birlikte bazı değerlendirme öğele­rinden yararlanılabilir. Erkek meni gel­mesi ve cinsel doyumla sonuçlanan bir uyarı evresinden geçer ve bu evrenin so­nunda penis yumuşar. Cinsel birleşme sırasında kadın bazen pasif bir tutum ta­kınır. Birçokları sadece çok hafif bir coşku duyarlar; yeterince uyarılmış bazı kadınlar ise, dölyolu genişlemesinin ve mukus salgılanmasının gerçekleşmesine rağmen, cinsel doyuma erişemezler. Bu durumda, halk dilinde, soğukluktan söz edilir. Ama bu terim kadındaki “cin­sel doyum yokluğunu” doğru olarak ta­nımlamaktan uzaktır. Soğukluğun özel bir fizyolojik yapıdan, yetersiz bir hor­mon metabolizmasından ya da çocuk­lukta edinilmiş bir cinsel korkudan ileri geldiği düşünülebileceği gibi, ataerkil düzende cinsel birleşme zevk alma ilkesinden çok çocuk dünyaya getirme amacına yöneliktir. Başka alanlarda olduğu gibi cinsel soğukluk alanında da birçok neden bir araya gelmiş olabilir. Son olarak ortaya atılan ve “soğuk kadın yoktur, sadece beceriksiz erkekler var­dır” biçiminde özetlenebilecek görüş de bunu doğrulamaktadır. Uzmanlar kadında cinsel doyumun kli-toris ya da dölyolu kökenli olduğu yo­lundaki düşünceyi artık paylaşmamak-tadırlar. En son kuramlar artık böyle bir ayrımı dikkate almamaktadırlar. Kinsey’ in ortaya koyduğu gerçekler cinsel do­yumun toplumbilimsel yorumları konu­sunda yeni veriler getirmiştir. Bu verile­re göre evli kadınların yüzde 10′u, normal cinsel birleşme sırasında olsun, kendi kendini doyurma ya da homosek­süel uyarmalar sırasında olsun hiç bir şekilde cinsel doyuma ulaşmamışlardır. Yüzde 75′i ise evliliklerinin ilk yılı içinde bir kez cinsel doyuma ulaşmışlar. Yüzde ,90′ı da yirmi yıllık bir evlilikten sonra cinsel doyuma erişebilmişlerdir. Otuz bir ile kırk bir yaşları arasındaki kadın­larda bu oranlar daha yüksek olup daha sonraki yaşlarda yavaş yavaş düşmektedir. Örneğin elli yaşındaki kadınların sa­dece yüzde 78′i cinsel doyuma ulaşır; elli yaşını geçmişlerin ancak yüzde 65′i bu noktaya erişir. Bu veriler sadece karı koca arasındaki cinsel birleşmelerin sağladığı cinsel doyuma ilişkindir; mas­türbasyon ya da erotik düşlerle erişilen cinsel doyumların ortalaması elli yaşın­dan altmış yaşına kadar derece derece yükselir. Bu durumda kadının menopoz sırasında ya da sonrasında kocasının il­gisi azaldıkça kendini başka etkinlikler­le doyurduğu açıkça görülmektedir. Kinsey’in araştırmaları kadınların ve er­keklerin tutumları arasındaki farkı orta­ya koymuştur. Erkek erkeklik gücünün azaldığını fark edince, cinsel etkinliğin­de bir kısıtlamaya gider. Kadın ise tersi­ne cinsel etkinliğinin kendine yaradığını düşünür; bunda da pek haksız sayılmaz. Kinsey, cinsel doyuma ‘ulaşamama ile üzerinde araştırma yaptığı kadınların toplum çevresi, yaşı, dinsel inancı ve eski cinsel deneyleri arasında bir ilişki kurar. Kinsey’in araştırmalarından cin­sel doyuma ulaşamayan kadınların ço­ğunun işçi ya da köylü sınıfından oldu­ğu; öbür sınıflardan kadınların ise cinsel ilişkiden daha doyurucu sonuçlar aldık­ları sonucu çıkmaktadır. 1899 ile 1929 yılları arasında doğan kadınlarda cinsel doyuma ulaşma oranının gittikçe arttığı görülür. Dinsel inanışların cinsel birleş­meden alınan zevkin yoğunluğunu sı­nırlayacak ölçüde etkili olabileceğine ilişkin kesin bir görüş ileri sürmek ise olanaksızdır. Bu nedenle cinsel birleş­meye karşı gerçekten ilgisiz kalan ka­dınların sayısı çok azdır. Aslında dinler evlilik içindeki cinsel ilişkilere karşı çık­mazlar. Ancak evlilik dışı ilişkileri ya da kendi kendini doyurma yollarını hoşgö­rüyle karşılamazlar.
Cinsel doyum ile benzeri cinsel zevkler arasında belirgin bir ilişki vardır. Evli kadınlarin yüzde 36’sı evlenmeden önce hiç bir zaman, hatta “okşanmaya” baş­vurmuş olsalar bile, cinsel doyuma erişe memişlerdir. Yeni yetişkinlik çağında, bir delikanlı haftada iki ya da üç kez cinsel coşku duyduğu halde, genç kızların ancak yüzde 22’si bu duygunun varlığını bilir. Çocuklukları sırasında, erkeklerin yüzde 99′u haftada birçok kez cinsel do yuma erişebildikleri halde, kızların yüzde 53′ü bunu hiç denememişlerdir. Evlilik öncesi cinsel ilişkide bulunup da cinsel doyuma erişmiş olan kadınlar, ev lilik içi cinsel birleşmeden de büyük bir zevk sağlarlar. “Okşama” sırasında cin­sel doyuma erişen kadınlar ise cinsel iliş kiye ayak uydurmada bazen önemsiz güçlüklerle karşılaşırlar. Bu güçlükler, evlenmeden önce mastürbasyon yapa­rak cinsel doyuma ulaşan genç kadınlarda biraz daha büyük önem taşır. Evlilikte cinsel doyuma en zor erişen kadınların ise evleninceye kadar hiç bir cinsel etkinlik biçimini denememiş oldukları sanılmaktadır. Son olarak, Kinsey’in araştırma yaptîğı gruptaki kadınların yüzde 14′ünün, aynı cinsel birleşme sırasında, sayıları on ikiye ka­dar varan birçok cinsel doyum duymuş olduklarını belirttiklerini de eklemek gerekir.
Bu durumda cinsel etkinlikte bir çıraklık devresi geçirmiş olmanın cinsel uygula­malarda kolaylık sağladığını kabul et­mek gerekir. Hele çıraklık dönemi çok erken başlamışsa ve çevreden herhangi bir olumsuz tepki gelmemişse, cinsel etkinlik büsbütün kolaylaşır. Kadınlar arasında cinsel birleşme sırasında aktif bir rol oynamak eğiliminde olanların bu lunduğunu da unutmamak gerekir. Cin­sel coşkuları büyük olan kadınlar ahlâk ilkelerinin ortaya koyduğu engelleri yıkabilirler. Yeterli bir eğitim kadını, cinsel itiUmlerinin çağrısına uyabilmek için, pasifliğini yenmede çoğu zaman yardımcı olur. XIX. yüzyıldan beri kadın haklan konusunda önemli adım­lar atılmış ve kadın özgürlüğü derece derece gelişmiştir; ama kadının cinsel etkinliğinin gelişmesinin eşinin davranışı­na bağlı olduğunu da unutmamak gere­kir.
Büyük bir önem taşıyan bu son nokta cinsel birleşmeye hazırlık tekniklerinin ve birleşmenin incelenmesini gerektirir. Evlilik konusunda yazılmış kitaplar bu yöntemlerin cinsel anlaşmazlıklara en­gel olabileceğini belirtirler. Bu durum iki yüzü de keskin kılıca benzetilebilir. Bilgili bir sevişmenin eşlerin karşılıklı uyarımını kolaylaştırdığı ve sevişme sıra sındaki duruşların değişmesinin eşlerin aldığı zevkin artmasında etkili olabilece gi gerçek olduğu kadar, karı koca arasın daki karşılıklı güvenin ve serbest fikir alış verişinin de büyük ölçüde önem taşıdığı da doğrudur. Cinsel ilişkide eşlerin ikisi eşit olmalı ve birbirlerini tamam lamalıdır; yani biri öbürünün sadece bir zevk aracı durumuna düşmemelidir. Bu konuda, bugün ortadan kalkmaya yüz tutmuş bir önyargı vardır. Bu yargıya göre, tek normal cinsel birleş­me duruşu kadının erkeğin altına yattığı duruştur. Bu biçim birleşme, kadının birleşme sırasındaki pasifliğini ve hare­ketsizliğini somut olarak belirlemek gibi oldukça ciddi bir sakınca gösterir. Kadının doyurulması bakımından, erke­ğin sırt üstü yatar duruş almasının çok daha etkili olduğu görülür. Bu duruşu, yaşlı çiftlerin (XIX. yüzyıl sonunda do­ğanlar) ancak üçte birinin uygulamasına karşılık, genç çiftlerin yüzde 52’si uygular; çiftlerin yüzde 31′i ise yan yatış du­ruşundan yararlanır; yüzde 15′i de erke­ğin arkadan yaklaşması yöntemini uy­gular. Oturarak ya da ayakta cinsel bir­leşme için çeşitli duruşları deneyerek sonunda en beğendiklerinde karar kılar­lar.
Cinsel birleşmeden önceki aşk oyunları­na gelince, bunların özellikle evlilikten önceki ilişkilerde daha önemli olduğu görülür. Evli kadınlar sık sık bu durum­dan yakınırlar; kendilerinin nişanlılık dö nemine oranla daha az istendikleri izle­nimine kapılırlar ve daha az uyarılmak­tan şikâyetçi olurlar. Bununla birlikte evli çiftlerin uyguladığı aşk oyunları büyük bir çeşitlilik gösterir. Başlangıçta erkek eliyle ya da ağzıyla, kadının göğ­sünü ve cinsel organlarını uyarır, sonra da kadın kocasının penisini uyararak dikleştirir. Bununla beraber zevkin her zaman aşk oyunlarının süresiyle orantılı olmadığı görülmüştür. Aşk oyunlarının süresinin aşırı uzaması olumsuz etkiler doğurabilmektedir. Buna karşılık, eşin belirli bölgelerini yoğun bir biçimde uyarma çiftler için doyurucu olmakta­dır.
Kinsey’in ilettiği en garip bilgilerden biri de cinsel ilişki ve uyku sırasındaki çıplaklıkla ilgilidir. Yirminci yüzyıl baş­larında doğan her üç kadından sadece ikisi cinsel birleşme sırasında, çırılçıp­lak soyunduklarını söylemişlerdir. 1920′ den sonra doğan kadınların yüzde 59′u ise çıplak uyumaktadır. Çıplaklık çok eski bir gelenekle çatışır. Gerçekten de Musevi ve Hıristiyan dinleri çıplak vücutla birleşmeyi yaklaşık olarak iki bin yıl önce aforoz etmişlerdi. Çıplaklı­ğın utanılacak bir hal olduğu düşüncesi bu toplumlarda ancak son yıllarda orta­dan kalkmaya başlamıştır.Evliliğin dengeli bir gelişme göstermesinde cinsel uyumun da büyük rolü vardır.özellikle erkeğin, cinsel açıdan karısının da kendisiyle aynı haklara sahip olduğunu kabul etmesi gerekir.Başka kadınlarla ilişki kurma eğiliminde olan evli erkek, kendi karısının böyle davranışlarına rıza göstermez

Yorum Yaz